Hürriyet

21 Ekim 2014 Salı

FUTBOLUN EVRİMLEŞTİREN GÜÇLERİ: EKOLLER



‘Futbol basittir. Zor olan basit futbol oynamaktır’ diye gerçek bir söz söylemiştir Cruyff. Gerçek olmasının sebebi, yaşamın her yerine uyarlanabilmesindendir. Yani asıl anlamıyla basit olmak zor olandır. Var oluş için artık neredeyse imkansızlaşan bir durumdur. Mesela basit olduğunda reklamlar daha çok dikkat çeker, basit olduğunda bir hikaye daha güzel anlaşılır, basit olduğunda bir film çok daha keyifli izlenir. Çünkü basitlik karşıdaki insanlara daha çok geçer. Iletişimi kuvvetlendirir, bu yüzden de sonuca daha hızlı varır. Cruyff’un da demek istediği budur. Basit oynarsanız, gerçekten temiz bir futbol oynarsanız, her zaman kazanırsınız. Bu da neredeyse imkansızdır.
           
Ütopik ekol; temiz futboldur, ancak günümüzde bu gerçekleştirilemediği için bu yazı da var olan, bildiğimiz ve dünyayı değiştiren futbol ekollerini konuşacağım.
            Herkese keyifli gelen futbol tarzı da farklıdır. Bunu zamanında tartışan yazarların sonuca varması mümkün değildi, sonuçlanamadı da. Kimisi sadece kazanmanın zevkini tercih eder, kimisi sürekli kaleye çekilen şutları izlemek ister. Ya da bazıları mütemadiyen sahanın içinde kısa mesafelerle dolaşan pasları izlemek isterken, kimisi savunma duvarına çarpan topların dönüşünden keyif alır.
           
Önce yuvarlak bir oyuncakla, önüne gelenin koşturduğu bir düzenden, futbol kurallarına dönüşen adayla başlıyoruz. Hepimizin bildiği gibi anavatan İngiltere, en baş ekolü temsil ediyor. En eski takım ve liglere ev sahipliği yapan hafif rüzgarlı ama bol yağmurlu bu topraklarda futbol, neredeyse insanların yaşam zincirinde yer alıyor. Üzerine filmler yapılan holiganlıkların çıkış noktası olan ülkenin futbolun bugünki haline gelmesindeki rolü hint kumaşı kıvamında. Günümüzde düzenler tamamen değiştiği için, hiç bir ülkenin aynı şekilde oynamadığı ekollerin ilk çıktıkları hallerinden bahsetmek daha önemli sanırım. Mesela uzun yıllarca bağlılıklarını hiç kaybetmedikleri sistemleri 4-4-2. Bu düzenin tabii oturaklaşmış bir kaç da kuralı var: defansda uzun boylu futbolcular yer alırken, kanatlarla beraber, sahanın geri kalanında daha hızlı ve topla ilerleyebilen futbolcular yer alıyor. Kısa paslaşmalara yoğunlaşmadan, uzun toplarla sonuca kanatlar yoluyla gitmek temelli bu ekolün makyajlı halini günümüzde bazı takımlarda görmek mümkün. Ancak en önemli özellikleri hızlı olmalarıdır. Hız, onlara keyif, bize gülümseme, sahaya da renk verir.  Ancak İngiliz ekolünü, şövalyeler bile artık tam anlamıyla uygulama taraftarı değiller. Neden çünkü? Değişmeyen tek şey, değişimin kendisi!

       Gelelim dünyanın klişeleşmiş sistemlerinden birisine. Yeşil, tutku ve savunma dediğimde aklınıza ne geldi? Ah! Evet ‘İtalya!’ diye bağırdığınızı duyar gibiyim. Italya sistemi çok nettir. Savunmada oyun daraltılır, birer gladyatör olan İtalyan jönler, rakibi bunaltır da bunaltır. Sonunda bir fırsat yakalanır da, eğer top öncü birliklere geçerse kontur atak yapılır. Bu sistem bir dönem efsane olmuştur. Hala daha savunmada İtalyan rüzgarı eserken, onalardan bu güçlü ismi almak neredeyse imkansız. Bu sistemin sahiplerine getirilen eleştiri, durağan futbol oynamalarıdır. Ama bir İtalyan ekoli almış gitmiştir başını. Tıpkı sanatta rönesans gibi, futbolda da yenilenmenin, değişimin öncülerinden olarak, ada futbol ekolünün üzerine yeni bir anlayış getirmişlerdir. Şimdi, aslında bu ekol için, topraklarının rahat güneşli karakterinin tersine oyun kontrolü önceliklidir. Yani toptan önce oyunu domine etmek üzerine kurulu olan, kazanmanın da ancak  bu yoldan geçeceğini kanıtlayan ekoldür. Dünyaya kabul ettirdikleri; futbol sadece bir eğlence değil, sonunda kazanılması gereken bir savaştır anlayışı oldu.
           
            Yeni bölgeye geçerken Gary Lineker’dan alıntı yapmak tam da yerinde olacaktır. ‘Futbol 22 kişinin oynadığı ve sonunda hep Almanlar’ın kazandığı bir oyundur’ derken aslında hiciv kullansa da, gerçek anlamında düşünüldüğünde doğdur. Çünkü Alman ekolü bize maçların 90 dakika olduğunu hatırlatan güçtedir. Kibirden uzak, takım olmanın bilincinde, tam da bir saat gibi herkesin bir fonksiyonu olduğu, kimsenin fazlalık kalmadığı bir düzendir. Almanlar’dan bahsedildiğinde hemen hemen herkesin aklına gelen ‘disiplin’ dir. Bu nedenle futbolda da, tıpkı hayatlarının her alanında olduğu gibi, bu alışkanlığı kullanarak bir düzen oturtmuşlardır. Yanlız bunu uygulamak okadar kolay değildir. Sonuçta yapmanız gereken şey soğuk kanlı kalıp, herşeyi, tüm seyircileri unutarak, hangi görevde olduğunuza odaklanmaktır. Bu bir tür alışkanlık olmadığı sürece de, insanın buna adapte olması oldukça sıkıntılı. Alman ekolünün taklitleri sistemsel olarak mevcut olsa da, asıl mantığını hiç bir zaman yakalayamadığı için başarısız olmaktan kaçınamaz. Ağırkanlı bu askerler, kolay kolay yenemeyceğiniz türden bir takım oluştururlar. Çünkü siz rüyalara dalarsınız, ama onlar hala gerçektedirler.

            Bir de bunun tam tersi sistemiyle, eğlencenin dibine vuran ekolleriyle Brezilya vardır. Brezilya ekolü dünyada yaygınlaşmayı başaramasa da, Güney Amerika topraklarında kabul görmüş bir sistemdir. Aslında bu tamamen toprağın sundukları, insan tipleri ve yeteneklerle alakalıdır. Her zaman daha savruk, umursamaz, eğlenceli ve hareketli olan bu toprakların ekolü de, güneşine yakışır bir şekilde heyecan vericidir. Koşarlar, zıplarlar, takla atarlar, şaşırtırlar, hatta sizi taraftarların arasında görüp gülümsemelerini sunarlar. Futbol, onlar için performans sanatıdır. Gol atmak için takımdaki her mevkii iş başındadır. Heryerden, her koldan golcülere destek gider. Hızlıdırlar, hiç durulmazlar, eğer psikolojik olarak iyi durumda ve fiziken de formdalarsa, önlerinde durabilenin vay haline. Sürekli gelen akınlar, karşı tarafı yıpratır, kanatır; sonunda ne yapar eder fileleri havalandırırlar. Asıl işleri keyiftir. Para verip stada gelen taraftarı daha çok eğlendirmek için herşeyi yaparlar.
            Bu futbol bir dönem çok tutmuştur. Özellikle yeni yeni dünyaya açılan Güney Amerika yetenekleri, Avrupa takımlarına transfer olmaya başladıkça, bu oyun tarzı daha da çok tanınmıştır. 98 senesinde adeta şiir gibi oynayan Brezilya takımları, eğlencenin ne demek olduğunu göstermişti. Ancak günümüzde daha çok fiziğe dönen futbol için yavaş yavaş ününü kaybeden bir ekoldür. Ne yazık ki şimdilik bu yeteneklerden de çokça bulunmamakta.  

            Boğalarla kendini sınayan bir millet olunca konu, sahadan terlemeden çıkmak elbette mümkün değil. İspanya, dünayaya kabul ettirdiği Tiki-taka sistemiyle başımızı döndürmekte çok yetenekli. Mütemadiyen devam eden kısa pasların, sonunda kaleye gidebileceğini kim bekler ki? Manuel Jimenez, bu sistemin en iyi temsilcisi olan Barcelona için şöyle demişti; "Barcelona, topu sizden alıp bir daha geri vermeyen kötü çocuklar gibi". Bu hareketliliğin ve oyalamanın hemen ardında, hiç beklemediğiniz bir anda sizi bir golle yakalayabilirler. Bu sisteme göre koşu ve top sürme olabildiğince minimum tutulur. Üstelik hava topları dediğimiz, o kestirilemez büyülerden de ortalıkta neredeyse hiç olmaz. Top hep yerdedir, yer çekimine boyun bükerek, daima toprakta kalarak ilerler. Son dönemde ününü kaybeden ve yavaş yavaşda gücü zayıflayan bu ekolün çok sıkı taraftarları var elbette. Izlemekten sıkılan ve sonucu görmek isteyen birileri olduğu gibi, bu oyunun çok estetik göründüğünü düşünene çok sayıda insan mevcut.  Özellikle son dönemlerin öne baş gösteren ekollerinden biri olduğu için, kalıcı ya da geçici olup olmyacağını hep beraber göreceğiz. Ancak genel yardı; bu futbolu temsil eden futbolcuların ardından, Tiki-taka sisteminin kullanılmaktan vazgeçileceği yönünde.
           
            Son olarak belki de futbol tarihini değiştiren, ekolleri farklılaştıran, Barcelona’nın da bugün oynadığı futbolun başlangıcı olarak bilinen Hollanda sistemini es geçemem elbette. Hollanda futbolu, Cruyff’un alt yapısını oluşturduğu yep yeni, keyifli futbolla, futbola heyecan katan bir sistem oluşturmuştur. Keyif veren, bol gollü seyirleri bize yaşatan
           



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder