Hürriyet

25 Nisan 2013 Perşembe

ALMAN’CA BAŞARI




-Alman Futbol Ekolü Üzerine-

Disiplin, disiplin, disiplin!

Bu, Almanlar’ın her alandaki ekolüne verilen üçleme başlıktır. Günlük hayatlarına bile bunu taşımış olan bir toplumdan çıkan futbol ekolü de tam olarak bu başlığın anlamını yansıtır. 

Alman futbol ekolünde takımlar kendini dünyaya oyundan hiç kopmayan, 10 gol yemişse bile aynı disiplin ve oyun düzeniyle oyunu tamamlayan ekipler olarak tanındılar. Öyle ki  Amerika bile 50’li yıllardan, 90’lı yıllara kadar baskın olan Alman futboluyla tanıdılar, daha sonraları ‘soccer’ diyecekleri bu sporu. Bu dönemin güçlü etkisini, hiç de yanlış olmayan bir tanımlamayla Gary Lineker güzelce özetlemiştir.  

"Futbol 90 dakikadir ve sonunda hep Almanlar kazanir.”

Geçtiğimiz bir kaç yıl Latin futbolcuların getirdikleri ‘hız’ düzeni, Alman disiplinin önüne geçse de, yenilenen ve modifiye edilmiş Alman futbol ekolü, yeni dönemi getirmek üzere gibi. 

Güçlü, yetenekli, hızlı ve güvenli; herşeyden önce ‘takım’ olmayı her koşulda unutmayan bir düzenden bahsediyorum. Kazanmanın bireyselliğe dayalı olmadığı bir düzenden.
Pele, Maradona gibi bireysel özellikleriyle maç kazandıran futbolculardan arınmış, takımda her futbolcunun, zincir halkası olduğu, hepsinin aynı derece de sorumluluk aldığı bir düzen Alman ekolü. 

Sahada bir 11 düşünün. 

Üç bölgeye bölünmüş, ancak bu üç bölgede içinde detaylı yerleşimlere sahip.
Almanlar bunu her bölge de birer tane beyin olarak düşünmüşler. Bir lider ve bölgeyi hareket ettiren diğer güçlü panzerler olarak takımı kurarlar. Defans neredeyse hiç hata yapmaz. Yani futbolun en az gol yiyen takımları Alman takımlarıdır demek bu. Buna rağmen tıpkı Bayern Munich ve Barça’nın Şampiyonlar Lig’i Yarı Final oyununda izlediğimiz gibi; çok güçlü, hızlı ve düzenli counter çıkışları vardır. 

Alman futbol ekolü uzun yıllardır kendisini Milli takımıyla da eksiksiz göstermektedir. Alman futbolu bu nedenden ötürü izlenmesi zevkli, sürekli adrenalin yaratan, güçlü, ateşleyen bir yapıdadır. Kendine has bir ekolün, takım disiplinin en net görüldüğü birliktir. Alman Milli takımı da bu nedenlerden dolayı her zaman “tutkulu” olarak bilinir. Çünkü her alanda olduğu gibi Alman’lar gücün ve mücadelenin hala derin temsilini devam ettirmektedirler. 

Bu akım Türkiye, İtalya gibi fizik gücü isteyen, bölgesel düzenin önemli olduğu liglerde de etkisini göstermektedir. Bunda alt yapıların çoğunun, Almanya takımlarından çıkması da etkilidir elbette.  Bayern Munich, Schalke, Köln gibi takımlar bizlere çok etkin bir şekilde, ekolün mantığını anlatmaktadır. 

Alman takımlarını gözlemlemek kolaydır, çünkü her zaman ne yaptıklarını bilirler; ancak onların doğrularını uygulamak her yiğidin harcı değildir. Ne olursa olsun bozulmamayı, “ kahraman” değil, “takım” olmayı, yardımı, bir ordu gibi mücadele etmeyi amaçlar Alman futbolu. 

İşte bu yüzden ekol Alman olunca, herkes bir şeyin geleceğinden emindir; 
Başarı!

24 Nisan 2013 Çarşamba

BLACK MAMBA BİTTİ DEMEDEN BİTMEZ!




-Kobe Bryant Üzerine-

All Stars’ın değerlilerinden olan Kobe , Jordan’dan sonra gelen en büyük efsanelerden, en önemli rol modellerden biri olarak gösteriliyor. 

1.98 boyundaki Şutör guard, ailesiylzume İtalya’da yaşadığı sıralarda bir futbol aşığı olarak büyümüş. Milan hayranı ve taraftarı olmanın dışında da kalamamış. İtalya’daki futbol sevgisinin Kobe’de bıraktığı etki de oldukça derinmiş. 

Söylediğine göre, kader onu futbolcu olarak isteseydi, İtalya’da yaşamaya devam ederlerdi. Ama Amerika serüveni, onu da babası gibi basketbolcu olarak yetişmeye itmiş.  

Jermaine O'Neal zamanına kadar Kobe, NBA tarihinin en küçük yaşta forma giyen ismi oldu. O zamana kadar görülen en iyi yeteneklerden birisi olduğu her fırsatta dile getirilen Bryant, Los Angeles Lakers’a sadakatiyle de bilinir. Tıpkı  Chicago Bulls için Jordan’ın ifade ettiği şey gibi, Lakers için de Kobe, gerçek bir lider, önemli bir semboldür. 

Ancak Kobe için bu güzel kariyer sürecini duraksatan bir an yaşandı geçtiğimiz günlerde. NBA şampiyonu olmak için emin adımlarla ilerleyen takımını Kobe’siz bırakan sakatlık, Golden State Warriors’ karşı kazandıkları maçta gerçekleşti. Daha sonrasında play off’lara çıkmayı başarsa da Lakers, bu sakatlık şokunu hala üzerinden atabilmiş değil. 

Şimdiye kadarki en önemli sakatlıklardan birini yaşayan 35 yaşındaki ‘sihirli’ adam, ESPN haberine göre, rakip arkadaşının bacağına vurmadığından emin olur olmaz biliyordu sakatlığının ciddiyetini. Bu sahnenin hemen ardından, Lakers hayranlarıyla beraber, NBA ve Basketbol hayranlarını da hüzne boğan şey;  yayınladığı mesaj oldu. 

Bunca sene emeğinin sadece bir iki dakika içinde ters yöne döndüğünü düşündükçe üzüldüğünü ve bu adaletsizliğin içindeki korkuyu da güçlendirdiğini söylediği mesajı tüm hayranlarında aynı ‘durgunluk’ etkisini yarattı. Tutkusunu, Basketbola olan bitmek bilmeyen heyecanını, tartışılmaz ve yeri doldurulamayacak yeteneğini, gücünü ve liderliğini düşünen her hayranı için ‘burukluk’ hissi, baş edilemez. 

Kobe aşil tentonu yırtılması sakatlığını geçiren arkadaşlarını gözlemlediğini, bir daha eskisi gibi olamadığıklarını düşündükçe kızdığını söylerken, aslında bir nevi ‘sihrinin’ muhtemelen kırıldığını işaret etti bizlere. 

Ancak yine de mücadeleden asla vazgeçmediğini bildiğimiz karakteri, yani Black Mamba mesajın sonunda ortaya çıktığında, kendi adıma eminim ki tüm hayranlarının dudaklarında bir gülümseme oluştu. Ona göre şu cümleyle hatırlamalıydık Kobe’yi;

“Eğer beni bir ayı ile kavga ederken görürseniz ayı için dua edin!”

Herşeyini kaybedebilirdi...

Bir daha basketbol oynayamayabilirdi...

Ama ‘o gün’, ‘bugün’ değildi! Çünkü Kobe Bryant kolay pes etmeyen bir savaşçıydı!


10 Nisan 2013 Çarşamba

ASİL VEDA



 
 Sarı kırmızılılar, 2012-2013 senesi Şampiyonlar Lig’inde gücüyle, cesaretiyle ve taviz vermeyen, keyif veren futboluyla, Avrupa’da manşetlerde yer alarak,  isminden sıkça bahsettiren taraf oldu. Üstelik tarihi tekerrür  ettiren şansla, dünyanın en iyi takımlarından birine korkulu anlar yaşatarak ‘veda’ dedi, bütün asaletiyle Avrupa’ya.

2001 senesinde 3-0 ve üzerine 3-2 lik skorlarla tarihi, bambaşka takımlar, teknik adamlarla 12 yıl sonra yeniden yaşatan çeyrek final, aynı zamanda bizlere neden futbolu sevdiğimizi bir kez daha gösterdi:

İhtimaller... ve mucizeler. 

                Galatasaray ve Madrid arasında oynanan maç İki kısımda incelenebilir diyebiliriz;

                İlk yarı, zaten umutsuz hisseden aslanlarla, işi şansa bırakmak istemeyen İspanyol’ların 7. Dakika’da İngiliz spikerine “Game is over” dedirten golüyle başlayan süreç. 

İkinci yarı; Sneijder’in sol ayağıyla vurma şansızlığını gösterip, kaçırdığı inanılmaz pozisyondan sonraki süreç.

                İlk kısım aslanların maça mental olarak asılmaya hazır olmadığını kanıtlayan, golle ve verilmeyen penaltıyla morallerini bozan  dakikaları içeriyor. Real Madrid’in marka gücüne karşı, rahat oynamayı başaramayan, zaman zaman panikleyen, yine de  istekli, inançlı bir Galatasaray’ı. 

                İkinci yarı; Eboue’nin, Premier anılarını hatırlatan top takibiyle gelen, coşkuyu başlatan golü; Sniejder’in hırsla ve istekle, kendi kumaşını belli eden güzellikteki top hareketleriyle gelen skoru; ve Drogba’nın kaleciye unutulmazı yaşatan topuk bitirişini içeriyor. Taraftara ‘Olabilir!’ hissiyle göz yaşlarını armağan eden goller; ardı arkası kesilmeyen, cesur çıkışlarla geldi. Galatasaray şahlandıkça coşan seyirciyle Madrid, şaşırdı, sersemledi ve çeyrek finale çıkan bir takıma saygı duymak zorunda olduklarını hatırladı. Bu, onlar için kötü anlamda unutulmaz, sarı kırmızılılar içinse efsanelere yazılan bir maç oldu.

 Dünyanın en güçlü atmosferlerinden biri sayılan Galatasaray stadı, İspanya gazetesinin de manşetinde yer aldığı gibi “cehennem” olduğunu kanıtlamayı da ihmal etmedi. Yan hakemlerin bile, susmayan gürültüye alkışları ise bunun desteklerinden sadece biriydi...

 Taraftar, 90 dakika boyunca  ‘asaletine’ teşekkürlerle uğurladığı takımı için, turu atlayamasa da, desteğini sunmaktan vazgeçmedi. 

           Galatasaray dünya basınında da övgülerde yer almayı başardı. İngiltere, oynanan futboldan heyecan duyduklarını, Galatasaray’ın cesur savaşının, Madrid’e futbol oynamadan tur atlanmayacağını öğrettiğini söylerken; İspanya muhteşem maçın, korkutan etkilerini yazdı. Fransa övgülerle bahsederken, İtalya basını herzamanki gibi Terim’i ‘vazgeçemeyen imparator’ olarak dile getirdi.

Bu maç, Avrupa’ya aslanı yeniden hatırlatan önemli bir maç olarak algılandı. Şanı ve başarıları, mucizeleri, getirdiği ruh, istek ve inançla, Avrupa’da önümüzdeki senelerde de adından sıkça bahsedileceğinin sinyallerini verdi.

Galatasaray dünyanın en güçlü takımlarından birine karşı oynadığı futbolla yürekleri hoplatıp, heyecanı yükseltmeyi başardı. Seyir zevkinin tartışılmaz olduğu bir maç yarattı. 

Sarı kırmızılı takım, taraftarını ayakta alkışlatan cesareti ve direnişiyle, bir çok sebebin de etkisiyle bu sezonluk Şampiyonlar Lig’ine “biz yokuz” dedi. 

Veda ama asil bir veda oldu bu...

Tam yeri gelmişken de eklemeli öyleyse;

Ultraaslan der ki;             
                                “Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter.”


                Tebrikler aslanlar.

9 Nisan 2013 Salı

STAD SEVDASI (CAMP NOU)- FC BARCELONA -THY



Güzel bir rüzgâr esintisi, peşinden sizi ısıtan spotlar ve ardı arkası kesilmeye tezahuratların işaret ettiği şey büyük ihtimalle; bir futbol karşılaşmasıdır. 

Kanınızı kaynatan, içinizi ısıtan, soğukta donan ayaklarınızı yerinde sabit tutmanıza engel olan şey.

Bir statta olmak, insanın hayatta tadabileceği en muhteşem deneyimlerden biridir.

Kazanma hırsı, kaybetmeyi bile alkışlarla kaldırabileceğiniz bir aşkın bütünüdür. 

Takıma olan bağlılık sizi sarar, sarar ve bu tutkuyla attığınız çığlıklarla, 90 dakika bırakmaz. 

Hiç çıkmak istenilmeyecek olan bu atmosferlerden en ünlüsünün adı da; Camp Nou hiç kuşkusuz.

Barcelona taraftarı olmaktan öte, her futbol taraftarının hayali olan bu stad; 113 senelik bir takımın mabedi. 

Zamanında Maradona’yı rakiplerini devirirken saklamış, Messi’yi süzülürken izletmiş, Tito’yu kazanma aşkı içinde savaş alanında tutmuştur. 

Yani Barcelona, bu muhteşem stadıyla beraber bir tarihi belgesel gibi kokar sevenine.
Her maçta yüzlerce farklı ülkeden insanı, taraftarı ve meraklıyı koltuklarına getiren Camp Nou’da maç izlemek ölmeden yapmanız gereken 100 şey arasında. 

Aslında buna ulaşmakta zorluk çeken futbol severler, Barcelona hayranları için; Messi’nin kendisiyle tanışmaktan daha tatlı bir fırsat da buldum ben: edindiğim koltuk beni heyecanlandırdı ve beklemeye başladığım ödüller rüyalarıma girmeye başladı.

https://www.facebook.com/turkishairlines adresine bir uğrayıp bakmalısınız. Burada global olan futbolun, Barça sevgisinin ne kadar büyük olduğunu anlamanın, kanıtlamaya dahil olmanın bir yolu var. 

https://www.facebook.com/turkishairlines adresinde  “Wings of FC Barcelona" adıyla yayınlanan global uygulama tüm FC Barcelona fanlarını bir araya getirmeyi hedefliyor. 
Üstelik bu bahsettiği Messi’den tatlı ödüller de şu şekilde; 

“Wings Of Barcelona: Road to Camp Nou” uygulamasında, en fazla arkadaşını çağıranlar arasından seçilecek 8 kullanıcı 4 günlük Barcelona tatili kazanıyor.

 Kazananlar bu tatil içerisinde aynı zamanda FC Barcelona takımı ile tanışma, Camp Nou ve Barcelona gezisi ve 19 Mayıs 2013 tarihindeki FC Barcelona - Real Valladolid maçını izleme şansı da yakalıyorlar. 

Ayrıca katılımcılar arasından seçilecek 2 kişi imzalı, 20 kişi ise orijinal forma kazanacaklar. 

Sadece Messi’den tatlı demiştim. :)
 
Hadi şimdi herkes uygulamaya;